İşyerlerinde Kamera Kaydı Alınması Kişisel Veri İşleme Faaliyeti Sayılır mı? Kamera Kayıtları Özel Hayatın Gizliliği Kapsamında Değerlendirilebilir mi?

Giriş

Bilindiği üzere birçok iş yerinde güvenlik ya da denetim amacıyla ve işverenin yönetim hakkı kapsamında kamera kaydı alınmaktadır. İşverenler iş yerlerine kurmuş oldukları kamera sistemleri ile hem çalışanları hem de iş yerine girip çıkan ziyaretçileri denetleyebilmektedir. Bu sebeple işyerlerinde bulunan kameralar hem iş sağlığı ve güvenliği kapsamında hem de kişisel verilerin korunması kapsamında değerlendirilebilir.

Bu yazımızda iş yerinde bulunan kamera kayıtlarını kişisel verilerin korunması kapsamında değerlendireceğiz.

İşyerlerinde Kamera Kaydı Alınması Kişisel Veri İşleme Faaliyeti Sayılır mı?

İşverenin güvenlik kamerası kullanımı, işçilerin kişisel verilerinin korunmasına ilişkin kurallar bakımından değerlendirildiğinde karşımıza birden çok sonuç çıkmaktadır. İşyerinde kamera kaydı alınması; kamera kaydında bulunan kişilerin belirlenebilir olması durumunda bir kişisel veri işleme faaliyetidir. Günümüz teknolojisinde alınan kamera kayıtlarının kişisel veri işleme faaliyeti olarak değerlendirileceği şüphesizdir. Bahsi geçen kişisel veri işleme faaliyeti genel olarak işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması amacıyla (özel nitelikli kişisel veri işleme durumu haricinde) “veri sorumlusunun meşru menfaati” kapsamında değerlendirilebilir. Fakat işveren kamera kayıtlarını her ne kadar meşru menfaat kapsamında alsa da; konu 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında muhakkak irdelenmelidir.

İşveren yani veri sorumlusu kişisel işleme faaliyetinin ilgili kişinin temel hak ve hürriyetlerini ihlal etmemesine, veri koruma ilkelerine uygun olmasına önem göstermelidir. Ayrıca veri işleme faaliyeti hukuka uygun bir meşru menfaate dayandırılmalıdır.

Kişisel Verilerin korunması hukukunun en önemli ilkelerinden birisi de amaçla sınırlılık ilkesidir.  Bu ilke veri işleme faaliyetinin belirlenen amaç dışındaki bir başka amaçla kişisel veri işlenemeyeceğini ifade etmektedir.

İşverenin İşyerinde Kamera Kaydı Almasının Sınırları Nasıl Olacaktır?

KVKK’ya göre kamera kayıtları; hem fiziksel mekan güvenliği veri kategorisi altında hem de görsel işitsel kayıtlar veri kategorisi altında kişisel veri olarak değerlendirilebilir.

İşverenler işçilerin çalışma ortamını kayıt altına almak için işçinin açık rızasını almalıdır. İşçi kamera kullanımın amacı, süresi ve görüntülerin ne kadar saklanacağı konusunda bilgilendirilmelidir. İşveren, güvenlik kamerası kullanımıyla iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, konut dokunulmazlığı gibi amaçları taşıdığını ifade etmelidir. Ayrıca işveren kamera kaydı alınan yerlere iş yerinde kamera kaydı alındığını belli eder nitelikte görseller asmalıdır. İşveren kamera kayıtlarıyla alakalı açık rıza alınıp alınması durumuna bakılmaksızın muhakkak aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmelidir.

İşverenin güvenlik kamerası kullanması amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olmalıdır. Kamera kaydı ile elde edilen kişisel veriler işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilmelilerdir.

Hatırlatmamız gereken bir diğer husus da şudur ki; eğer işverenin işyerinde güvenlik kamerası kullanması yasal bir yükümlülük ise işçinin açık rızası olmadan da kamera kaydı alınabilir. Örneğin 4857 sayılı İş Kanunu ile 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nda kamera kaydı ile alakalı net bir hüküm bulunmasa dahi çeşitli yönetmeliklerde işverenin işyerinde güvenlik kamerası kullanmasını gerektirecek durumlar belirtilmiştir. Örneğin, AVM’lerde güvenlik açısından kamera kullanımı işverenler için bir yükümlülüktür. Bunun dışında işverenin hukuk kurallarına uygun meşru bir menfaatinin olduğu durumlarda söz konusu menfaatle bağlantılı ve sınırlı şekilde ölçülülük kuralları çerçevesinde açık rızaya gerek olmaksızın güvenlik kamerası kullanması mümkündür.

İşyerlerinde Kamera Kaydı Alınması Özel Hayatın Gizliliği Kapsamında Değerlendirilebilir mi?

İşyerlerinde kamera kaydı alınması hususunu “özel hayatın gizliliği” bağlamında değerlendirebiliriz. İşverenin çalışma ortamlarının izlenmesi ile alakalı duruma göre alması gereken açık rıza onamından bağımsız şekilde aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirecek bir bildirim yapması gerekmektedir. İşveren işçiye yapacağı bildirimi muhakkak izleme faaliyeti başlamadan önce yapmalıdır. İşveren söz konusu izlemenin yapılmasını meşrulaştıran gerekçeler sunmalıdır. İşverenin işçinin çalışma ortamlarını ve ortak alanları izlemesinin işçinin özel hayatına yaptığı müdahale arttıkça veri işleme faaliyetinin meşru olabilmesi için daha haklı sebepler bulunmalıdır. İzleme faaliyeti gösterilen meşru gerekçe ile sınırlı olarak sürdürülmelidir. Ayrıca işverenin söz konusu meşru amacı gerçekleştirebilmek için özel hayata daha az müdahale eden başka bir yolu seçme imkanının olup olmadığı araştırılmalıdır.

İşyerlerinde kamera kaydı alınmasını özel hayatın gizliliği bağlamında değerlendirebileceğimiz yasal dayanaklara bakacak olursak;

Anayasa Mahkemesinin 28/09/2017 tarihli ve 2016/125 E. 2017/143 K. sayılı kararında da; “…

Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında  “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” hükmü yer almaktadır.

108 sayılı Sözleşme’nin 9. maddesinde de devlet güvenliği, kamu güvenliği, devletin ekonomik menfaatlerinin korunması ve suçlarla mücadele edilmesi, ilgilinin veya üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ile verilerin istatistiki veya bilimsel amaçlarla kullanılması durumlarında kişisel verilerin korunmasına sınırlamalar getirilebileceği belirtilmektedir.

Ancak bu sınırlama yapılırken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın 13. maddesine de uyulması gerekmektedir. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakları, yalnızca kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

 Temel hak ve özgürlükler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dokunulamayacak “öz”, her temel hak ve özgürlük açısından farklılık göstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir.

Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılan sınırlamaların ise demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ve istisnai tedbir niteliğinde olmalarını gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir.

 Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri, iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki kriter arasında sıkı bir ilişki vardır. Temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir.

 Demokratik toplum kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin en geniş şekilde güvence altına alındığı bir düzeni gerektirir. Demokrasilerde devlete düşen görev temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmek, bunların etkili şekilde kullanılmasını sağlayacak tedbirleri almaktır. Bu kapsamda devlet, özellikle temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracak veya bunlara ölçüsüz müdahale teşkil edecek tutumlardan kaçınmalı ve başkalarından gelebilecek tehditlere karşı bireyleri korumalıdır.

 Özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkı, temel hak ve özgürlükler arasında önemli bir yer alır. Özel hayatın gizliliğinin korunması, bu hayatın başkalarının gözleri önüne serilmemesi demektir. Kişinin özel hayatının, yalnız kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini isteme hakkı, kişinin temel haklarından biridir ve bu niteliği nedeniyle insan haklarına ilişkin beyanname ve sözleşmelerde yer almış; demokratik ülkelerin mevzuatında açıkça belirlenen istisnalar dışında devlete, topluma ve diğer kişilere karşı korunmuştur. Kişisel verilerin korunması hakkı ise özel hayatın gizliliği hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sağlanan anayasal güvencenin yaşama geçirilebilmesi için bu hakkı ilgilendiren yasal düzenlemelerin açık, anlaşılabilir ve kişilerin söz konusu haklarını kullanabilmelerine elverişli olması gerekir. Ancak böyle bir düzenleme ile kişilerin özel hayatlarını ilgilendiren veri ve bilgilerin resmî makamların keyfî müdahalelerine karşı korunması mümkün olabilir.

Veri Sorumluları Tarafından Alınması Tavsiye Edilen Teknik ve İdari Tedbirler Veri Sorumluları Tarafından Alınması Tavsiye Edilen Teknik ve İdari Tedbirler

…” açıklamalarına yer verilmiştir.

İşyerlerinde Ses Kayıt Özelliği Bulunan Kamera Kaydı Kullanımı KVKK’ya Aykırı mıdır?

İşyerlerinde ses kayıt özelliği bulunduran kamera kullanımının KVKK’ya uygunluğu yukarıda açıkladığımız hususlara bakılarak yorumlanabilir. İşverenin sesli kayıt özelliği bulunan kameralarla kayıt almasının KVKK’ya uygun bir veri işleme faaliyeti olarak değerlendirilebilmesi için Anayasa’da belirtilen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasında gözetilmesi gereken ilkelere uygun olması gerekmektedir. Ses kayıt özelliği bulunan kameraların kullanımı yalnızca görüntü kaydı alan kamera kullanımının getirdiği faydadan daha fazla olmayacağından işveren açısından ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Örneğin işyeri güvenliğinin sağlanması maksadıyla kamera kaydı alan bir işveren yalnızca görüntü kaydı alan kamera kaydı ile aynı meşru menfaate ulaşabilecektir. Ses kaydı alan kamera sistemlerinin kullanımı işçilerin ve ziyaretçilerin özel hayatında müdahale eden bir gözetim sayılacaktır. Dolayısıyla ,ses kaydı alan kamera kayıt sistemlerinin kullanılması bireylerde her açıdan gözetim altında tutuldukları endişesi yaratacak; kişilerin kamusal alanda bile özel bir kısım diyaloglarının ya da yaşantı kesitlerinin bulunabileceği de dikkate alındığında bu yönde bir uygulamanın özel hayatın gizliliği hakkının özüne zarar verecektir.

Sonuç

İşyerlerinde güvenlik amaçlı kamera kaydı alınması, işçinin izlenmesi, takibi veya performansının değerlendirilmesi amacıyla kullanıldığında KVKK’ya aykırılık teşkil eder. Fakat işyerinin güvenliği, iş sağlığı ve güvenliği, konut dokunulmazlığı gibi makul gerekçelerle hukuka uygun bir meşru menfaat sunulduğunda sorun oluşturmayacaktır. İşverenler, kendi meşru hakları ile işçinin özel hayatı arasında adil bir denge kurarak işyerlerinde kamera kaydı alabilir. İşveren almış olduğu kamera kayıtlarında aydınlatma yükümlülüğünü muhakkak yerine getirmelidir. İşyerinin mahiyetine göre kamera kaydı alınması kanunlarda açıkça öngörülmeyen ya da meşru bir menfaate dayanmayan hallerde alınan kamera kayıtları için ise işçinin açık rızası gerekmektedir. İşyerlerinde ses kayıt özelliği bulunan kamera kaydı kullanımı; kişisel veri işleme faaliyeti ile ulaşılmak istenen amaç arasındaki dengenin bozulmasına yol açacağından ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil edip işçinin özel hayatına müdahale oluşturacağından KVKK’ya aykırı kabul edilecektir.